Suret Nedir Hukuk? Hayatımda Bir Yansıma
Hayat bazen öyle karmaşık bir hal alıyor ki, gerçekler arasındaki sınırlar kayboluyor. Kayseri’de bir akşam vakti, evimin penceresinden dışarı bakarken, sanki yaşamın ne kadar geçici ve belirsiz olduğunu yeniden fark ettim. Birçok kez düşündüm; gerçekten kimim ben? Hangi benlik? Hangi suret? Bazen bir kişi, bir olay, ya da bir anlık düşünce, her şeyin içinden geçip, tek bir “suret” haline gelir. O anda hayatımda bir başka suret vardı, hukukun bile benim için ne anlama geldiğini sorgulatan bir suret…
Gecenin Karanlığında Hukukun Yansıması
Bir gün, Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, yolda karşılaştığım bir adam, tanıdık bir yüz gibi geldi. Yavaşça yanına yaklaştım ve gözlerinin içine baktım. Derin bir sessizlik vardı. O gözlerde bir korku, bir umutsuzluk vardı. Zamanı durdurmak isterdim, ama yapmadım. Sadece bir “merhaba” dedim. Hemen tanıdım, eski bir arkadaşımdı. Adı Ferhat’tı.
Ferhat, kaybolmuş bir zamanın ardında bir suret gibi kalmıştı. Birkaç yıl önce tanışmış, ortak arkadaşlarımıza katılmıştık. Bir şekilde yollarımız ayrıldı ve ne olduğunu tam olarak öğrenemedim. Ama o an, Ferhat bana, hayatı boyunca hissettiği en ağır yükü anlattı. Hukuk, onun yaşamına bir gölge gibi düşmüştü.
“Beni içeri aldılar,” dedi. “Ama suçlu olduğumu hiç düşünmedim. Bir başkasının yaptığı hataların bedelini ödedim. Ve biliyor musun, yargılandım ama aslında yargılayanları hiç anlamadım. Benim suretimle, gerçeğimi ayırt edemediler.”
Bir anlık sessizliğin ardından, “Suret nedir hukuk?” diye sordum. Gözlerinde büyük bir boşluk vardı. “Hukuk sadece yüzeydeki görüneni yargılar. Ama içindeki acıyı, çelişkileri ya da hayatını yansıtan hiçbir şeyi görmez. Suret olur, yansıma olur; ama asıl kimlik, hep kaybolur.”
Hukukun Duvarda Yansıması
Bir insanın yüzü, hayatının tüm özeti gibidir; her çizgi, her iz, bir zamanın, bir hatanın veya bir kararın etkisi olabilir. Ama o yüzün gerisinde yatan gerçek, bazen kaybolur. Ferhat’ın anlattığı hikâye de tam olarak buydu. O, bir suçtan dolayı suçlanmış, mahkemeye çıkarılmış, ancak suçsuz olduğunu her defasında haykırmıştı. Ama mahkeme, ona sadece “görünen”i yargılamıştı. Yani, bir suçluyu, yalnızca dışarıdan bakarak tanıyabilirdi. İçindeki gerçek kimse görmemişti.
Beni derin düşüncelere sevk eden bir başka an, Ferhat’ın hukukla ilgili söyledikleri oldu. Gerçekten hukuk, adalet mi sağlıyordu? Ya da her şey sadece bir yansıma mıydı? Ferhat’ın hayatındaki bu kaybolan suret, beni sanki bir yansıma gibi bir başka gerçekliğe çekti. Yargılama ve adaletin dışındaki her şey, bambaşka bir duyguydu. Yargı, hukuk, en son ne kadar doğruydu ki? Gerçeklerden mi bahsediyorduk, yoksa sadece yansımalardan mı?
Suret ve Adalet: Hangi Gerçek?
Ferhat’ın hayatı bana, insanın dışına bakarak yargılanamayacak kadar derin olduğunu hatırlattı. Sadece bir suret, bir yüzey, bir görünüş üzerinden yargılanmak ne kadar adil olabilir? İnsanın ruhu, hayatı ve kimliği; hepsi, dışarıdan bakıldığında ortaya çıkan bir yansıma kadar değerli olabilir mi?
Yaşadıkça, insanın sadece kendine bakması gerektiğini düşündüm. Başkalarının bakışlarını değiştiremezsin, ama kendi bakış açını her zaman kontrol edebilirsin. Hukuk, gerçekte insanların hayatındaki hataları ve kayıpları yansıtan bir ayna olabilir mi? Ama o aynanın her zaman doğru yansıtmadığını unutmamak gerekir.
Sonuçta: Bir Suret Kalır
Ferhat’ın hikâyesini düşündükçe, aklımda sürekli bir soru dönüp duruyor: Gerçekten de hukuk, her zaman doğru bir karar verebilir mi? Belki hukuk bir “suret” gibi, herkesin farklı bakabileceği bir şeydir. O gün, Ferhat’ın yaşadığı travmalar ve hukukun “görünen” kısmı beni sarsmıştı. Ama sonunda, bir insanın iç dünyası, o yargıların ötesinde kalacak ve bir “suret” olarak hatırlanacaktır.
Kayseri’nin gecesinde, o karanlık sokakta, hayatımın en önemli derslerinden birini aldım. Her şeyin yüzeyine bakmak yerine, derinlere inmeyi, insanları yargılamadan önce onların hikâyelerini duymayı öğrenmek gerektiğini fark ettim. Hukuk, bazen sadece bir yansıma olabilir. Ama önemli olan, o yansımanın ardında kalan gerçeği görmek.