İçeriğe geç

Hacıbektaş’ın eski adı nedir ?

Hacıbektaş’a Giderken İçimde Biriken Sessizlik

Kayseri’de 25 yaşında, kendi halinde yaşayan biriyim. Günlük tutmayı çocukluktan beri bırakmadım; bazen bir defterin sayfaları, insanın kendini en net duyduğu yer oluyor. O gün de defterime sadece tek bir cümle yazmıştım: “Bir yere gitmem lazım ama nereye olduğunu bilmiyorum.”

Aslında biliyordum. İçimde bir yer, uzun zamandır Hacıbektaş’a çağırıyordu beni. Belki adını tam bilmediğim bir eksiklik, belki de çocukken duyup da hiç anlamını çözemediğim bir hikâye…

Yola çıkmadan önce bilgisayarda tek bir şey yazdım: “Hacıbektaş’ın eski adı nedir?”

Karşıma çıkan kelime beni bir anda durdurdu: Suluca Karahöyük.

O an tuhaf bir şey oldu. Sanki bir yer değil de bir insanın eski ismiymiş gibi hissettim. İnsanların eski isimleri vardır ya, çocuklukları, yarım kalmış halleri… Hacıbektaş da öyleydi sanki. Modern adıyla bildiğimiz bir yerin, geçmişte çok daha çıplak, çok daha gerçek bir adı vardı.

Ve ben o eski ismin peşine düşmeye karar verdim.

Yol: Kayseri’den İçimdeki Boşluğa Doğru

Otobüs Kayseri’den çıkarken hava griydi. Benim içim de öyleydi. Ne tam üzgünüm ne de mutlu. Ama bir şey eksikti, bunu net hissediyordum.

Camdan dışarı bakarken defterimi açtım. Yazmaya başladım:

“İnsan bazen bir yere gitmez. Kendinden kaçar.”

Sonra durdum. Bu cümle fazla dramatikti belki ama içimdeki şey tam olarak buydu.

Hacıbektaş’ı ilk kez okulda duymuştum. Hacı Bektaş-ı Veli’nin adı, öğretileri, hoşgörü… Ama hiçbir zaman “orası nasıl bir yer” diye düşünmemiştim. Ta ki birkaç gün önce bir arkadaşım “Oranın eski adı Suluca Karahöyük’tü biliyor musun?” diyene kadar.

O cümle kafama takıldı. Neden bir yerin adı değişir? Ve neden eski adı, insana daha gerçek gelir?

Suluca Karahöyük: Bir İsmin İçimde Uyandırdığı Şey

Otobüs Nevşehir’e yaklaştıkça içimde bir ağırlık hissettim. Sanki bir şey hatırlayacak gibiydim ama tam olarak ne olduğunu çıkaramıyordum.

“Hacıbektaş’ın eski adı nedir?” sorusu tekrar aklıma geldi. Bu kez cevabı biliyordum ama anlamı yeni yeni oturuyordu: Suluca Karahöyük.

Kelime sertti. Yumuşak bir şehir adı gibi değildi. Daha eski, daha toprak kokan bir şeydi. “Karahöyük” dediğinde gözümün önüne bir tarih kitabı değil, gerçek bir toprak yığını, insanların üstünde yaşadığı bir tepe geliyordu.

O an şunu düşündüm:

Belki biz de böyleyiz. Üstümüze yeni isimler alıyoruz ama içimizde eski adlarımız duruyor.

Benim de içimde eski bir ben vardı. Kayseri’de yaşayan 25 yaşındaki bu halimden önce, daha kırılgan, daha umutlu bir ben…

Ve ben onu özlüyor gibiydim.

Hacıbektaş’a İlk Adım: Sessizlik Beni Karşıladı

İlçeye girdiğimde ilk hissettiğim şey sessizlik oldu. Öyle rahatsız edici değil; aksine ağır ama sakin bir sessizlik.

Sanki her sokak, bir şey anlatmak istiyor ama bağırmadan.

Yürürken bir tabela gördüm. “Hacı Bektaş Veli Türbesi” yazıyordu. Ama gözüm bir an başka bir şeye takıldı: eski yerleşim anlatılarında geçen “Suluca Karahöyük” ismi.

İçimde garip bir şey oldu. Sanki zaman ikiye ayrıldı. Bir taraf modern Hacıbektaş, diğer taraf eski, toprak kokan Suluca Karahöyük.

Ve ben tam ortasında kalmıştım.

İçimdeki Defter ve Kalabalık Düşünceler

Bir banka oturdum. Defterimi açtım. Yazmaya başladım ama bu kez kelimeler daha hızlı akıyordu.

“Burası neden bu kadar tanıdık geliyor bilmiyorum. Sanki daha önce buradaymışım gibi. Ama belki de mesele mekân değil, his.”

Etrafıma baktım. İnsanlar sessizdi. Kimse acele etmiyordu. Kayseri’nin koşuşturan kalabalığı yoktu burada.

Ve bu beni rahatsız etti… ama aynı zamanda iyi hissettirdi.

Çünkü durmayı unutmuşum.

Bir Türbenin Önünde Kendime Yakalanmak

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi’nin önüne geldiğimde içimdeki şey daha da yoğunlaştı. Ne inanç ne tarih… daha çok bir “varoluş farkındalığı” gibi.

Kapının önünde durdum. İçeri giren insanların yüzleri sakindi. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu.

O an aklımdan geçen tek şey şuydu:

“Ben ne zaman bu kadar yoruldum?”

Cevap yoktu.

Ama içimde bir şey kıpırdadı. Sanki yıllardır üstü kapalı duran bir düşünce, hafifçe aralanmıştı.

Geçmişin Adı: Suluca Karahöyük’ü Öğrenmek

Bir rehberle konuşma fırsatım oldu. Ona direkt sordum:

“Hacıbektaş’ın eski adı nedir?”

Gülümsedi. Sanki bu soruyu çok kez duymuş gibiydi.

“Suluca Karahöyük,” dedi. “Burası eskiden öyle biliniyordu. Zamanla Hacı Bektaş-ı Veli’nin burada yaşamış olmasıyla isim değişti.”

O an içimde bir şey oturdu.

İsim değişmişti ama yer aynıydı. İnsanlar değişmişti ama toprak aynıydı. Hikâye devam ediyordu.

Ben de düşündüm:

Belki benim de içimde isim değiştiren bir hayat var.

Bir Taşın Yanında Uzun Bir Düşünce

Dışarı çıktığımda bir taşın yanında oturdum. Elimi toprağa koydum. Soğuktu.

Ve düşündüm.

İnsan neden geçmişi öğrenmek ister?

Belki de kendini anlamak için.

Çünkü Suluca Karahöyük sadece bir eski isim değildi. Bir başlangıçtı. Bir köktü. Bir yerin “önceki hali”ydi.

Tıpkı insanların önceki halleri gibi.

Ben de kendi eski halimi düşündüm. Daha az kırılmış, daha çok umut eden halimi…

Ve o an fark ettim: onu kaybetmemiştim. Sadece üstünü örtmüştüm.

Gün Batarken İçimde Açılan Boşluk Değil, Alan

Gün batarken Kayseri’ye dönmeyi düşünüyordum ama içimde garip bir hafiflik vardı.

Hayal kırıklığı yoktu artık. Onun yerine tuhaf bir kabul vardı.

Hayat bazen insanı bir soruya getirir, cevaba değil.

Benim sorum da şuydu:

“Hacıbektaş’ın eski adı nedir?”

Cevabı öğrendim: Suluca Karahöyük.

Ama asıl öğrendiğim şey bu değildi.

Asıl öğrendiğim, her şeyin bir önceki hali olduğu ve o hallerin kaybolmadığıydı.

Sadece görünmez olduklarıydı.

Dönüş Yolunda Kendime Yazdığım Son Satır

Otobüse bindiğimde defterime son kez yazdım:

“Bazen bir yerin eski adını öğrenmek, insanın kendi eski adını hatırlaması gibi.”

Camdan dışarı baktım. Bu kez içimde bir eksiklik değil, bir genişlik vardı.

Sanki içimde yer açılmıştı.

Ve ilk defa, hiçbir yere geç kalmış gibi hissetmiyordum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
vdcasino giriş